26 Ocak 2012 Perşembe

This is it ...

“Who are you to judge the life I live? 
I know I'm not perfect 
-and I don't live to be- 
but before you start pointing fingers... 
Make sure your hands are clean!”

Bob Marley

22 Ocak 2012 Pazar

Merhaba


5 Kasım 2011'den bir yazı...

---

Az kaldı. Yine, yeni bir başlangıca doğru yol almaktayım. Yeni başlangıçlar daima zor gibi gözükür ama bu zorluk, neden yeni bir başlangıç yaptığınız sorusuna verilecek yanıt ile ters orantılıdır. Yeni başlangıç sebebiniz ne kadar güçlü ise, zorlanma da o kadar zayıflar. Ya da tam tersi.. Yani sebep güçlü ise kararlılık hat safhadadır. Bu da karşılaşılan zorluklara bakış açısını değiştirir. Zorluklar, günlük hayatta karşılaştığımız sıradan vakalar haline bürünür. 

Bu sefer rota Bakü gibi gözüküyor. Yani Suudi Arabistan'ın Riyad şehrinden Bakü'ye. Bugün saydım, tam 27 ay olmuş buraya geleli. Burası ile sıkıntılarıma, bunalımlarıma ve şikayetlerime girmeyeceğim. Onları en iyi not defterim bilir. Sayfalar dolusu yazı ... Çözümsüz problemler ve cevapsız sorularla dolu sayfalarca yazı.
Neyse, bunlara yeniden girmeye hiç gerek yok. 

Bugüne kadar o ya da bu şekilde geldim. Tecrübe ettiğim her şey ile birlikte yoluma devam edeceğim. Hayatımda yeni bir sayfa açıyorum. Bembeyaz, tertemiz yeni bir sayfa. Her şeye sıfırdan başlarmışçasına heyecanlıyım aslında. Aynı zamanda da içimde buradan ayrılmanın verdiği, ama bir türlü anlam veremediğim burukluk. 

Neyse... Bu sıra okuduğum bir kitapta ne yazıyor, biliyor musunuz dostlar? Çevirisi şöyle: 'Hiç bir zaman, hiç bir şey için geç değildir. Yeniden başlamak için tereddüt etme. Git ve orada yerini al.' 

Ben de yerimi alacağım.

21 Ocak 2012 Cumartesi

Ah bu şarkıların gözü kör olsun ...


Şarkılarla ağladık, şarkılarla güldük,
Şarkılarda ayrıldık, şarkılarda üzüldük,
Şarkılarda hayat, şarkılarda ölüm,
Olursa olsun ...
Ah bu şarkıların gözü kör olsun ...






Bilmem ki...

...

En son ne zaman bu kadar heyecanlandığımı hatırlamayacak kadar çok olmuştu. Aylar, belki de yıllar sonra yeniden aynı duyguyu hissedince heyecanlanmıştım. Öyle ki, kalbim yerinden fırlayacak gibi olmuştu. Bakışlarında kaybolmuştum. Tek o vardı görebildiğim ve diğer herkes flulaşmıştı. Saatler her zamankinden daha çabuk geçiyordu, acımasızca. Ama olsun, ne kadar zamanım kaldıysa, o kadar daha, sadece ona bakmak, hayatımın geri kalanında onsuz tek bir saniye geçirmemek için her şeyi göze alabilecek kadar heyecanlanmıştım bir kere. 

Zaman geçerse geçsindi, ışık hızında.. 
Ömür biterse bitsindi, olmaz umrumda.. 
Ben bu güzelliği gördüm ya, artık gözüm kalmaz arkada..

Dünyanın en mutlu insanıydım. Yüzümde devamlı, nedensiz bir tebessüm, güneşin rengi farklı, dalların hepsi bana el uzatmış, yapraklar önümde saygıyla eğilmiş, rüzgar elimden tutmuş esiyor, tüm martılara selam veresim var. Martılarla olan günbatımı muhabbetimize şimdi, hayatıma yeniden anlam yükleyen biri daha katılacak diye öyle sevinçliyim ki, kanatlarım olsa, yükselsem, rüzgarla beraber süzülüp gitsem keşke diye düşünüyorum.
Sarı saçları, ipek teni, masmavi bakışları, gülüşü, duruşu, bir kuğu gibi asaleti, konuşması... Susması bile hoşa gider mi arkadaş! Olamaz.. Kendimi kaybettim. Belki de kaybettiğim kendimi onda buldum, bu şaşkınlık ondan. Hani değerli bir şeyini kaybedersin de, bulamayınca peşini bırakırsın, umudun biter, artık aklından gider ama neden sonra onu bulunca çok şaşırırsın, sevinirsin. Kaybettiğin zamanki o hüznü hatırlarsın ve buluncaki sevinçle o hüzün karışır, tarifsiz bir duygu kaplar insanı. İşte tam da öyle bir hissiyat içerisindeyim.

Evet, anlamsız, amaçsız ve belkide renksiz hayatım vardı ama şimdi değişti. Her yeni gün için bir sebebim var artık. Daha az uyumak istiyorum mesela, sırf onu daha çok göreyim diye. 

Eeh, yeter be diyesim var hayata, benim de söyleyeceklerim var. Bizim için çizilen o hazır kalıp çizgiden artık çıkabilirim. Gideriz bir kıyı kasabasına, zamanın aheste aheste aktığı, koşturmacadan uzak, huzur dolu, sandalların denizde yüzdüğü, balıkçı motor tıkırtısının kuşların cıvıltısına karıştığı, dağın tam yamacında ormana karşı ve sol tarafımızda da deniz, uçsuz ve bucaksız ve gökyüzü masmavi, onun gözleri gibi.. İşte oraya gideceğiz. Büyük hedefler yok! Hedefler için insanları yok etmek yok! Odakta insan, yaşam, aşk var aşk. Bir gitar sesi, hafif rüzgar, denize karşı ve daha yeni tuttuğumuz balıklar..

Çok mu şey istiyorum.

Çok mu az?

Bilmem ki...